TV Nereye?
Dijital video platformlarının reklamverenlere sağladığı avantajlardan söz etmeyi sürdürelim.
Reklamların spesifik izleyicilere ulaştırılabilmesi, büyük şirketlerin reklam maliyetlerini azaltabilir. Örneğin, Burger King artık 70 milyona reklam yayınlamak zorunda kalmayacaktır. Bunun yerine, reklamlarını yalnızca şube açtığı kentlerde ve ağırlıklı olarak da şube açtığı semtlerde oturan vatandaşların görmesini tercih edebilir. Yani 70 milyon yerine 20 milyon yeterli olacaktır.
Ancak bu durumda reklam ücretleri yükselse, yani toplam bütçelerde bir değişiklik olmasa bile, yayınlanan reklamların kaç hanede kaç defa seyredildiği kesin rakamlarla bilinebileceğinden ve yapılan yatırımın geri dönüş oranı daha yüksek olacağından, büyük şirketler bu sistemi kesinlikle destekleyecektir. Bu da mevcut reklam satış yöntemlerinin tedavülden kalkması anlamına gelir.
Peki bu durumun sonucu ne olur?
Tek bir sonuç beklenebilir: Tüm kanalların bu platformlara geçmeye mecbur kalması.
Açalım… Artık reklamlar, TV kanalları tarafından değil, dijital yayın platformları tarafından satılacaktır. TV kanalları, sağladıkları izlenme oranları çerçevesinde programlarını platformlara satarak ayakta kalabilecektir. Belki ana sponsor reklamlarının program video dosyalarına gömülmesi suretiyle çok düşük düzeyde bir reklam satışı gerçekleşebilir. Ancak genel tabloda kanallar, bugünkü yapım şirketlerinin konumuna inecektir. Ürettiği malı ancak bir aracıya satabilen, tüketicisiyle doğrudan buluşamayan kurumlara dönüşmeleri kaçınılmazdır.
Bu durumda, zaten çok zor durumda olan TV ve yapım şirketi çalışanlarının, ekonomik hiyerarşide bir basamak daha aşağıda yer alması kaçınılmazdır. En aşağıdaki yerleri bakidir fakat tepelerde yeni bir basamak açılmıştır ve oraları az sayıdaki büyük sermaye sahipleri dolduracaktır.
Zaten çok düşük olan ücret pazarlığı şansının çalışanlar için artık sıfıra ineceğini, sendikalaşmanınsa hayalinin bile yitirileceğini söylersek, abartılı konuşmuş olmayız.
Bu platformlardan birinin, IPTV markasının ardındaki Lübnanlı Öger Telekom olacağı düşünülürse, ekonomi-politik açıdan çok karamsar bir tablo ortaya çıkar.
Yani bir Amerikan firması, Türkiye’de mal satacağı zaman reklam ücretini Türk TV kanallarına değil, Lübnanlı bir şirkete ödeyecektir. Bunun üzerine yorum bile yapmak istemiyorum.
Ancak reklam filmi çeken şirketlerin çalışanları için nispeten olumlu bir tablo çizebiliriz. Madem ki artık farklı izleyici gruplarının hangi reklamı göreceğine merkezden karar verilebilmektedir, öyleyse bu farklı gruplara yönelik farklı reklam filmleri yapılması olasıdır. Örnek vermek gerekirse, aynı ürün için hem Seda Sayan’ın, hem de Hadise’nin oynadığı filmler çekilebilir. Bu hacim artışı, bu alanda çalışan şirketlerin ve dolayısıyla çalışanlarının gelirlerini artırabilir.
Daha fazla fikir yürütmeyle, daha fazla sonuca ulaşabiliriz ama sanırım bu konunun insan üzerindeki en yıldırıcı etkisi, onda direnmenin imkânsız görünmesi. Gerçekten de atılabilecek hiçbir somut adım yok. Elimizden ancak toplumdan gizli tutulan gerçekleri ifşa etmek geliyor.
Önümüzdeki günlerde, bu yeni durumun iletişim felsefesi ve başta yazı olmak üzere, diğer yayın mecralarına muhtemel etkileri hakkında yazmaya devam edeceğim.
Sayfa: 1 2
Tarih:23 Mayıs 2009 Saat:12:27
ama şöyle bi durumda var, şu anda amerikada yayınları kaydedip reklamları atlayan cihazlar var. adı aklımda değil bu cihazın.
bahsettiğiniz yayınlayıcı merkezli sisteme karşıt olarak izleyici merkezli yeni teknolojik ürünlerin çıkması da pek muhtemel. şu anda korsan paylaşım programlarının olması gibi son kullanıcılar kendi çıkarlarını korumak için yasal ya da illegal olarak yeni yöntemler üretebilirler.
bu arada buraya sanaristten isminizi tıklayarak geldim. yazdıklarınız çok ilgi çekici. yeni yazılarınızı merakla bekleyeceğim. iyi günler.
Tarih:23 Mayıs 2009 Saat:13:50
Bir takım karşıt ürünlerin ortaya çıkmasını ben de kaçınılmaz buluyorum. Her sistemde bazı delikler açılacaktır.
Ve son aldığım haberlere göre reklamları görmememiz sistem içerisinde de mümkün olabilecekmiş. Ama nasıl? Ekstra ücret ödeyecekmişiz. Şimdi gülsek mi ağlasak mı? Bir reklam veren bizi satın alamasın diye biz dijital yayın platformuna para ödeyip kendi kendimizi satın alacakmışız. Tanrım!
Sanırım ben bu sistemden mümkün olduğunca uzak durup İnternet’i kullanmaya devam edeceğim. Orada bu gibi sorunlara karşı daha fazla çözüm mevcut.
Bu arada övgüleriniz için teşekkür ederim. Çok saygın bir çaba olarak gördüğüm Sanarist gibi ben de Konvansiyon’u sıradan bir blogun en az bir adım ötesine taşımaya çalışıyorum.
Saygılar…