Star Trek
Bu kurguyu nasıl okumalı? Farklı dizilerle 25 sezonu devirmiş ve bunun yanında 11 sinema filmine konu olmuş bir yapıtı çok sevilen bir öyküden ibaret görmek olanaksız. Onu nasıl anlamlandırabiliriz?
Öncelikle bazı tarihi yakınlıklara dikkat çekmenin yerinde olacağına inanıyorum: Denizaltı teknolojisinin 1860′lı yıllardaki gelişimiyle Denizler Altında 20 Bin Fersah‘ın 1870′teki ilk basımı arasındaki paralellik göze ilk çarpan ayrıntılardan biri. Louis Pasteur’ün 1885 yılında kuduz aşısını bulmasından yalnızca bir yıl sonra, 1886′da Dr. Jekyll Mr. Hyde‘ın ortaya çıkması da tesadüfi değil elbette.
1957 yılında Sovyetler Birliği tarafından fırlatılan ilk uydu olan Sputnik‘i de 1962′de NASA’nın fırlattığı Telstar izlemiş ve Uzay Yarışı olarak adlandırıalan bu dönem,1966 yılında, Star Trek’in yolunu açmıştı.
Yüzeysel düşündüğümüz takdirde bilimsel ve teknolojik gelişmelerin, popüler kültüre malzeme yarattığını söyleyip mevzuyu bu noktada bırakmak mümkün. Ama istiyorum ki konuyu biraz daha eşeleyelim. Zira Star Trek örneği, hem mitolojilerin doğasını okumakta hem de günümüzde yaşanan kimi değişimlerin ayırdına varmakta kullanabileceğimiz güçlü unsurlar içeriyor.
Uzay Yolu ve Dünya Siyaseti
Dizinin Uzay Yarışı’na ilişkin algılamalara etkisinden söz ederek işe başlayabiliriz.
“Tarihin Atılgan ismini asla unutmayacağından emin olalım!”
Kaptan Jean-Luc Picard
Bizim Atılgan olarak andığımız geminin orijinal isminin USS Enterprise olduğunu hatırlayalım ve bu ismi parçalarına ayırarak inceleyelim. USS ifadesi, haber bültenlerinde sıklıkla duyabildiğimiz bir kısaltma. Açılımı United States Ship, yani Birleşik Devletler Gemisi. Bu kısaltma, Amerikan ordusuna ait farklı gemiler ama en çok uçak gemileri için kullanılıyor. Nitekim, bugün Amerikan Deniz Kuvvetleri’nin envanterinde aynı ada sahip bir gemi bulunuyor. Ve bu gemi 1961 yılından beri aktif görevde.

Dizideki USS Enterprise gemisinin açılımıysa United Space Ship. Bu uzay gemisi, artık United Earth diye bilinen ve Dünya’nın her yanına egemen olan tek devlete aittir.
Peki Enterprise sözcüğünde dikkatimizi çekmesi gereken ne? Enterprise, İngilizcede girişim, atılım ve serüven gibi kavramların karşılığı olarak kullanılıyor. Ve nitekim, her bölümün başında Kaptan Kirk, geminin görevini şöyle tanımlıyor:
Geminin beş yıllık görevi, yeni gezegenleri keşfetmek, bilmediğimiz yaşam formlarını ve medeniyetleri aramak, kısacası, daha önce hiçbir insanın gitmediği yerlere gitmektir.
Öyleyse Atılgan sözcüğünün isabetli bir çeviri olduğunu söylemek mümkün. Ancak gözden kaçırılmaması gereken, Enterprise sözcüğünün aynı zamanda “ticari girişim” anlamında da kullanıldığıdır. Biz de iş adamlarına “girişimci” demiyor muyuz?
Özetleyelim. Dizinin kurgusunda Dünya, tek devletin bayrağı altında birleşmiş ve Enterprise, yani Atılgan kadar Girişim olarak da okunabilecek bir gemi tarafından temsil edilmektedir. Amerikan kültür endüstrisi, bu diziyle Soğuk Savaş’ın sonucuna ilişkin bir öngörüde bulunmaktadır. Üstelik daha da ileri gitmekte ve gelecekte tüm gezegenin ABD’nin temsil ettiği değerler çerçevesinde şekilleneceğini iddia etmektedir.
Dizinin kurgusuyla dönemin siyasi koşulları arasındaki paralelliği yeterince açıklığa kavuşturduk diye düşünüyorum. Ayrıntılara indikçe, özellikle de karakterlerin etnik kökenlerine odaklandıkça, saptamalarımızı destekleyecek pek çok örnek üretebiliriz ama bu kadarı yeterli. Durum ortada.
Ancak hala eksik olan noktalar var. Bu kurgu nasıl oldu da Uzay Yarışı’nın, hatta Soğuk Savaş’ın bile geride kaldığı günümüzde hala seviliyor ve yeni yapımlarla varlığını sürdürüyor? Siyasi okumalar, bu olguyu açıklamakta yetersiz. En başta kısaca dile getirdiğimiz, bilimsel ve teknolojik ilerlemelerle popüler kültür arasındaki ilişkiyi biraz derinleştirmek, yeni bir takım alanları aydınlatabilir.
Sayfa: 1 2