Sanat, İletişim ve İktidar
Üniversitedeki bir hocam okumamız için önermese bu kitap muhtemelen dikkatimi hiç çekmezdi. 1982 yılında az sayıda basılmış, sonrasında da devamı gelmemiş. Üstelik, konularını işleyiş biçimiyle ancak akademisyenlere ya da medyanın işleyişiyle ilgili kimselere hitap edebilecek bir kitap. Bu nedenle, çok satanlar listelerinde yer alabilmesi mümkün değil.
Fakat yazarına bakınca insanın bir kaşı kalkıveriyor: Ertuğrul Özkök. Evet, bildiğiniz Ertuğrul Özkök.
Bazı kitapları derinlemesine okumaya çalışıyorum. Anlamlı bulduğum tüm saptamaları not alıyor ve bunların her biri için uzun ya da kısa yorumlar yapıyorum. Bu kitabı tamamladığımda elimde 25 sayfa uzunluğunda not birikmişti. Bakın, neden.
Özkök, bu kitapta yer alan metinleri, henüz Hacettepe Üniversitesi Sosyal ve İdari İlimler Fakültesi‘nde görevliyken kaleme almış. Yani hala bir bilim insanıyken.
Sayfalar boyunca ilerlerken sıklıkla kitabın arka kapağını çevirip, yazarın bizim bildiğimiz Ertuğrul Özkök olduğunu doğrulamak zorunda kalıyorsunuz. Bazı noksanlarına rağmen, dürüst bir yapıtla karşılaşıyorsunuz çünkü.
Öncelikle iktidar kavramı, ünlü düşünürlerden referansla, geniş bir açıdan irdeleniyor. İktidar olmanın felsefi temelleri ortaya konuyor. Bunun ardından, iletişim olgusu masaya yatırılıyor. Söz, yazı ve imaj hakkında uzunca fikir yürütülüyor. Derken, tarih boyunca iktidarların, iletişim olgusunu ve araçlarını hangi amaçlarla ve hangi anlayışlarla kullandıklarını sergileyen bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Son aşamada ise yakın tarihimiz çözümleniyor. Osmanlı’nın son döneminden kitabın yayınlandığı zamanlara kadar yaşanan gelişmeler, konu hakkında gerçekten bilgi sahibi bir uzmanın gözüyle yorumlanıyor.
Kitap, gerek Türkiye’de, gerekse dünyada medyanın ve popüler kültürün karakterini anlamak isteyenler için çok önemli bulduğum ipuçları sunuyor. Arka plandaki zihin haritasını daha iyi anlamanıza yardımcı oluyor. Ama sanırım en önemlisi, medyamızın bugünkü durumunun, ne kadar bilinçli olarak kurgulandığını gösteriyor.
Gençlik yıllarında “Daha iyi bir medyayı nasıl yaratabiliriz?” sorusuna odaklanan bir insanın, bulduğu cevapları yıllar sonra “Nasıl daha kötü bir medya yaratabiliriz?” sorusunu yanıtlamak için kullandığını görmek, ülkemizin hazin atmosferini tüm açıklığıyla teşhir ediyor. Çok saygı duyduğum, ülkemizin sorumlu kalabilmiş ender aydınlarından Orhan Gökdemir’in geçenlerde yayınladığı kısa bir yazıyı da ayrıca okumanızı tavsiye ederim.
Sözün kısası, şayet felsefe ve medya kuramlarıyla ilgili az da olsa bilgi sahibiyseniz ve yakınlarınızdaki bir sahafta bu kitabı bulabiliyorsanız, alıp okuyun. Ama yeter ki omurganızı yitirmeyin.

Tarih:09 Haziran 2009 Saat:13:16
Hem kitap hakkında bilgi, hem de Orhan Gökdemir’in yazısına verdiğiniz bağlantı için teşekkür ederim, bilgilendirici oldu.