And they lived happily ever after…
Pinokyo uykusundan heyecanla uyanmış. Canavarın önerdiği yol aklına yatmış. Ya da en azından, denemekten bir zarar gelmeyeceğini düşünmüş.
Böylece, yardım edecek birilerini aramaya koyulmuş. Ama yakın çevrede şansı hiç de yaver gitmemiş. O yörenin insanları öyle çalışkanmış ve dayanışma duyguları öyle güçlüymüş ki, kimsenin fazladan yardıma ihtiyacı yokmuş.
Pinokyo, çaresizce yollara düşmüş. Uzun yollar ve uzun aylar aşmış. Yok…
Derken, bir kış günü, bir şehre varmış. Şehirde neredeyse tüm evlerin lambaları yanıyor, şehrin sakinleri yeni yılın gelişini kutluyorlarmış.
Pinokyo babasını, Geppetto’yu hatırlamış birden. Onu ne denli çok özlediğini ve ne denli çok üzdüğünü anımsamış. İçini bir umutsuzluk kaplamış çünkü geçen bunca ayın ardından, bu şehirde de yardım edecek kimseyi bulamayacağına inanıyormuş. Böyle mutlu görünen bir yerde kimin yardıma ihtiyacı olabilirmiş ki?
Ama az sonra, bir duvarın dibinde, elindeki kibritleri yakan küçük bir kıza rastlamış.
“Merhaba,” demiş küçük kibritçi kıza, “neden bu kibritleri yakıyorsun?”
“Üşümemek için efendim.”
Kız anlatmaya başlamış. Ailesini kaybettiğini ve onların yokluğunda hayatta kalabilmek için kibrit sattığını… Ve şimdi o kibritleri, yine hayatta kalabilmek için, satmak yerine yakıyormuş.
Pinokyo’nun birden gözleri parlamış. Kıza, kendisini beklemesini söylemiş.
Ama ne çare, ortalıkta yakacak hiçbir şey bulamamış. Sonra, “Neden olmasın?” diye geçirmiş içinden.
Kıza geri dönmüş: “Küçük kız, sen benim kim olduğumu biliyor musun?”
Kız soran gözlerle bakmış Pinokyo’ya.
“Ben bir iyilik perisiyim.”
Bunu der demez burnu uzamış. Pinokyo, uzayan tahtanın bir parçasını kırıp kızın önüne atmış. Sonra tekrar ve tekrar aynı şeyi yapmış. Bir kral, bir balina, bir peynir dilimi, hatta kızın annesi olduğunu söylemiş.
Az sonra, kızın önünde, sabaha kadar yanacak kadar tahta parçası duruyormuş. Pinokyo, kızın elindeki kibritleri almış ve burnundan söktüğü parçaları ateşe vermiş.
“Teşekkür ederim bayım,” demiş kibritçi kız, “bana büyük bir iyilik yaptınız; size minnettarım.”
Bunu duyan Pinokyo, heyecanla beklemeye başlamış. Artık insana dönüşeceğini umuyormuş. Ama zaman geçtikçe, vücudunda hiçbir değişiklik olmadığını görmüş.
Canavarın sözüne güvendiği için kendisine kızmış. Çobanın yalanıyla evinden uzaklaştığı ve içinden çıkılmaz bir maceraya atıldığı halde her söylenene inanmamayı öğrenemediğine pişman olmuş.
Bu arada, sürekli yalan söyleyip burnunu kırmaktan ötürü çok yorgun düşmüş ve bir köşeye kıvrılıp uyumuş. Rüyasında canavar yine karşısındaymış:
“Hayır Pinokyo, sana yalan söylemedim ama artık anla. Sen defalarca okuldan kaçtın ve bu yüzden Geppetto çok üzüldü. Yaptığın hata o kadar büyük ki, düzeltmek için en az o kadar büyük iyilikler yapmak zorundasın. Uyandığında iyilik yapmaya devam et. Sakın vazgeçme. Bu akşam o kız için çok iyi bir şey yaptın. Yine yap ve yapmaktan bıkma.”