And they lived happily ever after…

Birkaç yıl önce bitirme projem için küçük bir öykü yazmıştım. Başrolünde Pinokyo vardı ve Shrek serisinde olduğu gibi, alternatif bir akışla, bilinen pek çok masal kahramanını bir araya getiriyordu. Shrek kadar güldürü ağırlıklı değildi ama bir bakıma eğlenceli buluyordum. Zaman içinde bu öyküye daha da kanım ısındı. Ve geçenlerde tembelliğimi yenip metni elden geçirdim. Biraz tamirat ve biraz süslemeyle her şey güzelleşebiliyor. Siz de bir bakın, umarım beğenirsiniz.

Bir zamanlar, yani develerin eğri boyunlu ve meyvelerin hala tatlı olduğu; şimşeğin şimşek, güneşin güneş bilindiği zamanlarda; anladınız işte, zamanın hala zaman olduğu zamanlarda, Geppetto adında yaşlı bir marangoz yaşarmış…

Geppetto’nun evi şirin bir kasabanın yakınlarında, insana huzur veren bir ormanın içindeymiş. Ormanın huzuruna diyeceği yokmuş ama bir yanıyla hep eksik hissediyormuş Geppetto: Yalnızmış.

Yalnızlık fenadır malumunuz; insanı hasta eder. Geppetto, kendisine arkadaşlık etmesi için bir kukla yapmış ve adını da Pinokyo koymuş. Masalın bu kısmına herkes aşina, o yüzden hızlı ilerliyorum. Pinokyo, sihirli bir ağaçtan yapıldığı için, bir gün canlanıvermiş.

Körün istediği bir göz, Tanrı verdi iki göz. Geppetto artık arkadaşından da öte, oğlu biliyormuş Pinokyo’yu. Elinden geldiğince babalık etmeye çalışmış ona. Ama zaman geçtikçe Pinokyo’nun yegâne kusurunu, yani yalan söylediğini ve her yalan söylediğinde burnunun uzadığını fark etmiş Geppetto. Ve o zaman anlamış ki oğlunun doğruyu, yanlışı ayırt edebilmesi için okula gitmesi gerek.

Okula gitme fikri Pinokyo’nun hoşuna gittiyse de kısa sürede hayal kırıklığına dönüşmüş. Diğer çocuklar, insan olmadığı için onunla alay etmişler. Oyunlarına almamışlar. Orasını burasını çekiştirmişler. Gerisini anlatmayayım, çocukların bazen ne kadar zalim olabileceklerini bilirsiniz.

Zavallı Pinokyo’nun boynu bükülmüş. Okula gitmek artık hiç içinden gelmiyormuş. Böylece dersleri asmaya başlamış. Her sabah okula diyerek evden çıkıyor ve aylak aylak dolaşıyormuş.

Bir süre sonra buna iyice alışmış. Hani neredeyse okulun yolunu bile unutmuş. Yakın bahçelerden meyve aşırmak, sapanla milletin camını kırmak ve aklınıza gelebilecek her türlü haylazlıkta ustalaşmış.  Ama bir gün eğlenceye öyle dalmış ki vaktin nasıl geçtiğini anlayamamış.

Gün batmış, gece çökmüş. Ve Pinokyo, karanlıkta yolunu kaybetmiş.


Sayfa: 1 2 3 4

Bir yorum bırakın.